11 Ocak 2011 Salı

street

Wide&BOYA

2 Ocak 2011 Pazar

sergi: Düş İmge Düş/Ceren Fındık



Arkadaşımız Ceren Fındık'ın DÜŞ İMGE DÜŞ başlıklı kişisel sergisi, 6 Ocak günü, Galeri Artist/Cukurcuma da açılıyor.

“DÜŞ İMGE DÜŞ”e dair;
Çocukluk hep ertelenmiş bahar. Ranza altlarına itilen ve beklenmedik anda geri dönen düşler. Luna parkların ve çocuk bahçelerinin gizlediği karabasanların döngüsel travmaları. Korsan bıçaklı şarkılar, heyyula masalları ve sandıklar dolusu rüya avluları. Çizgisel düşler sonuçta bunların hepsi, bir kalbin hücre çizgilerinin kağıda işlenmiş iksirleri. Küçük karabasanların arasından kısa gezintiler için dışarı açılan kapılardan kısa süreliğine fırlayan, gizil erotizmin soluğuyla oyun bahçesindeki arkadaşlıkların narin ve dişil müziği. Akrebin kuyruğundaki zehri keskinleştiren, ters bir dünyaya düşüp göbek bağını kendi koparıp vantuzları ile dünyaya yapışmış solgun ve şeffaf bir denizanasının aksak çizgileri. Renk ile yapılan yaban danslar, kaotik gökkuşakları yaratma denemeleri. Bizi boğan, bizi tıkayan, gözlerimizi-ellerimizi bağlayan gerçekliğe dişil bir güçle karşı çıkan bir kalemin otomatik seyrül seferi.

Rafet Arslan - Yaprak Gözeker

Düş İmge Düş/Ceren Fındık
Sergi açılış tarihi: 06 Ocak Perşembe, saat:18.00-20.00 arası
Sergi süresi: 06-19 Ocak 2011
Galeri Artist Çukurcuma Adres: Ağa Külhanı Sok. 10/A Çukurcuma
Beyoğlu İstanbul
Tel: +90 212.2519163
http://www.artistcukurcuma.com

S.ET/Şebeke "ön yıkım" performans gecesiyle - S.E.T/Sebeke Pre-Destruction Performance Night”


23 ocak pazar S.ET. /Şebeke "ön yıkım" performans gecesiyle Gram'dayız.

Bu vesileyle hem Şebeke ekibinin kollektif enerjisi-neşesi açığa çıkarılacak, hem de Yıkım/Destruction 2011 etkinlik zincirinin ilk işaret fişeklerinden biri yakılacaktır.

Şebeke ‘ring’ dj set, video gösterimleri, kolektif üretimler ve sürpriz performanslar…

Sadece geceyi değil tüm günü işgal eden, kolektif yazılıp-çizilecek-boyanacak-kolajlanacak şenlikli bir sanat-eylemi.

ABSTRACK:
One of the starts of the festive project of action, Destruction 2011 will be held on Sunday, January 23 at Gram Kadıköy. “S.E.T/Sebeke Pre-Destruction Performance Night” with surprise activities…

28 Aralık 2010 Salı

22 Aralık 2010 Çarşamba

Talihsizlik Bir IRK’ tır

Günlerdir yoldayız. Günlerdir. St.Petersburg’dan iki askerle beraber Moskova’ya geçiyoruz. Ellerinde iki uzun namlulu tüfek. İsimlerini bilmiyorum, beklide duymuş olabilirim ama konuştuklarını hatırlamıyorum. Aslında bu soğukta yavaş yavaş kanımın damarlarımda donduğunu hissettiğim için kendi adımı bile hatırlamak konusunda güçlük çekiyorum. Unutamayacağım şeyler var elbet. İçeriye nasıl düştüğüm konusu mesela. Sovyetler birliği beni Hitler’in ajanı sanıyor. İyi bir Almancam var ve dili iyi bir Alman aksanıyla konuşuyorum. Ajanlığı, bir Alman olsaydım düşünürdüm aslında ama bir Rus olduğum için bütün bunlar şuan donmakta olan kanıma dokunuyor. Gittiğim bir Moskova köyünde beni, telefon görüşmeleri sırasında; savaş hakkında bilgi almak için birkaç arkadaşımla Almanca konuşurken görüp ihbar ettiklerini düşünüyorum. Kim bu arkadaşlar, sadece gazeteciler. İnanın benim kadar masumlar. Gazeteci ve yazarım, tarafsızım, bu normaldir. Hem buna sebebiyet veren şeyi yani eğitimimi onlar sağlamadılar mı? Aynı zamanda İngilizce, Fransızca ve İspanyolca da konuşabilirim ama onlar bunu dikkate almadılar. Beni neden Moskova’ya götürdüklerini aslında az buçuk tahmin ediyorum. Sorgu, işkence, yıldırma ve savaş sona erdi. Geriye son bir iş kaldı; idam!. Tanrıya olan inancımı hiç kaybetmedim. İşkence görürken sanırım tek sığındığım şey göğüs kafesimde taşıdığım inançtı. Tam altı yıldır hapishanedeydim, 1940’da girdim.

Yoldayız, günlerdir yoldayız. Tek kelime bile konuşmuyoruz. Günde on saatten fazla kar üzerinde yürüyoruz. Hayatta kalmamız mucize. Aslında neden bir trenle gitmediğimizi sormak istedim ama bunu onlar zaten düşünmüş olmalılardı. Beni ölüme götürürlerken neden ellerinden kurtulmak için kaçmayı denemiyorum ki? Neden hiç konuşmuyorlar? Beni Hitler’in ajanı sandılar, beni ajan sandılar, bir faşist, Alman yanlısı Hitler ajanı! Bu kulağa delice geliyor. Ama artık sorgulamama gerek yok. Tanrıya inanıyorum. Evet, altı yıldır yanımdaydı. 1940 girdim-1946 da çıktım. Savaş sona erdi. Beni idam için Moskova’ya götürüyorlar…

*

Yürüyoruz, günlerdir yoldayız. Sekiz saat oldu artık dermanım kalmadı.
“Hey, şimdi…şimdi düşüp gebereceğim. Lütfen biraz dinlenebilir miyiz, komutanlarınız beni ipte sallanırken görmek isterler eminim, bunun için bir merasim bile hazırlamışlardır ha? “ Birbirlerine baktılar ve bu isteğimi onayladılar. Bunlar dillerini yutmuş olmalılar. Günlerdir beraberiz ama ağızlarından tek kelime duymadım. Bazen dinlenmek için durduğumda silahın dipçiği ile vurup itekliyorlar. Acaba asker olmasalardı ne iş yaparlardı. Siyasetçi, politikacı, yazar, tezgahtar. Hayır, hayır onlar için bu iş biçilmiş kaftan. Biraz konuşsalardı hani iteklerken küfür etselerdi en azından kulaklarım insan sesine kavuşacaktı. Altı yıldır kimseyle konuşmamak kolay mı? Eminim yerimde kim olsa delirmemek için kendine mukayyet olmakta zorlanırdı. Sessiz sedasız altı yıl, 40’da girdim, şimdi Moskova’ya gidiyorum, idama, beni Hitler ajanı olmakla suçladılar. Hala inançlıyım!

Yatıyor olmamızdan hiç bu kadar zevk almamıştım. Hayatımda her şey orantısız buna emin olabilirsiniz. On yıla yakın yattım ve düşünmek için çok zamanım oldu ama şimdi günlerdir yürüyoruz. Yürüyoruz. Yürüyoruz. Yürüyoruz.Yıllarca sürecekmiş gibi. O sırada yürüdüğümüz güzergâhın tam batısından birileri gözüktü. Kim olduklarını tamamen seçmemiz on ya da on-beş dakikamızı aldı. Yaşlı bir kadın, bir asker ve birde Sibirya kurdu. Bizim kadar yürüdüklerinden eminim ama yaşlı kadın nasıl oluyor da buna kanatlanıyor inanmakta zorlandım. Kadında bir tutsak. Hepimiz bir ağacın altına sığındık. Gece hayli geç olmalı, saatler hakkındaki durumumu tahmin etmiş olmalısınız. Zaman kavramı sabit bir süreç gibi. Ne uzun ne kısa. Sibirya kurdu, kadının tam başucuna oturdu. Böyle sabaha kadar bekleyeceği aşikar. Nasıl böyle itaatkâr olabiliyorlar, yani beni götüren askerlerden biri nöbet tutarken düşünüyorum da, bunca yoldan sonra hala görevini yerine getiriyor. Adamlar yorulmak nedir bilmiyor. Ben yorgunluk yüzünden hayıflanmasam onların dinlenmek akıllarının ucundan geçmeyecek. Beklide tek seferde hiç durmadan dünyayı dolaşabilirler. Bunca yoldan sonra sanki dünyanın etrafından iki tur atmış gibi hissediyorum. İşin en güzel yanı yol boyunca ufka bakıyor olmak. Altı yıldır içerdeyim ve tek gördüğüm duvar…. 46 da çıktım.. İdama gidiyorum. Moskova’ya. St.Petersburg’dan. Sessizler. Konuşmuyorlar. Yazardım. Ajanlıkla suçladılar.

*

Ne olduğunu tam hatırlamıyorum ufka bakmış, yavaş yavaş yorgunluk göz kapaklarımın direncini azaltırken güzel bir şarkı duydum. Nerden geldiği umurumda da değildi hani.

Çok derin uyumuş olmalıyım ki askerlerin öldüğünü bile fark edememişim. Kadın başımda dikilmiş öylece bana bakıyordu. Uyanmamı bekliyor olması ihtimal yada beni de öldürmek için hazırlanıyordu. Ve birden o sert Almancasıyla ;“hadi kalk acele etmemiz gerek” dedi. Bu sabah için bunca şey fazla değil mi? Yani onca sıradan günden sonra hayatın hiçte yavaş olmadığını unutmaya başlamışım.” Hey! askerlere ne oldu? Köpek nerde?” Kadının benimle uğraşmanın bir zaman kaybı olacağını düşündüğü, koşarak kaçmasından anlaşılıyor ama nasıl olurda bu yaşta bu kadar çevik olabiliyor. Yirmi yaşındaki bir delikanlıyla yarışabilecek seviyede.
Geride kaldım, yattığım yerde. Artık kendi, yolumu çizmeliyim. İlk işim Amerika’ya kaçmak olacak. Hem böylesi karım ve çocuklarım için en iyisi. İyi bir komünist değilim zaten. İnançlarım var. Çocuklarımın Tanrının varlığından haberdar olmalarını istiyorum. Hem orda kendi yayınevimi bile kurabilirim.

Biraz daha uyumamın kimseye zararı dokunmaz herhalde. Hem kimseciklerde yok.

Ağacın dibinde yığılmış, uykuya yavaşça dalarken bir tank sesi duydum. Kaçmaya başlamak, yapılabilecek en iyi işti ve koştum, koştum, koştum… ama nafile, gelenler Alman tanklarıydı. Savaş bitmemiş miydi? Onların burada ne işi var? Ben içerdeyken ne oldu böyle? Yoksa bana verilen bilgilerin hepsi yanlış mıydı? Her şey bir yana artık Almanların ellerinde bir Rus tutsağıydım!


*

Ne olduğu konusunda tek bir fikrim bile yok. Kavrayabildiğim, SS-subaylarının başımda dolanması. Bazılarında beyaz önlükler var. Duvarı kaplayan gama haçlarıyla alman bayrakları ve Hitler fotoğrafı. SS subaylarının arasında bir adam var ki onun Hitler olma gerçeği beni korkutuyor. Onun ölmüş olması gerekmiyor mu? Hayır, hayır. Bunana inanamam.

Bir sedyedeyim. Lütfen bir Rus ajanı olduğumu sanmasınlar. Vücuduma hükmetmekte zorlanıyorum. Felç mi oldum? Bu korkutucu. Hayır, hayır uyuşturucu vermiş olmalılar. Doktorlardan biri yavaşça bana doğru eğilip, gözlerime ışık tutarak, bilincimin yerinde olup olmadığına emin olmak için, büyük bir ciddiyetle baktı. “Bilincim yerinde ama bilincin, bedenimi eyleme geçirecek gücü yok doktor bey.”

Sonra göğüs kafesimden içeri neşterler, şırıngalar, hortumlar, pamuklu makaslar sokup çıkarmaya başladılar. “Ne yani şuan ameliyatta mıyız?” SS subaylarının ilgisi tamamen şuan olan şeylere kitlenmiş vaziyette. Göğüs kafesimden kalbimi çıkardıklarını gördüğümde, buz parçalarından firar eden damlaların, soğuk soğuk başımdan aktığını hissediyorum.
SS subayları pür dikkat. Fısıltılar. Ve küçük bir dinamoya benzeyen metal yığınını getiriyorlar. Doktor yavaşça eğilip; “Yeni kalbine ‘Merhaba’ de bakalım” diyerek fısıldıyor.
O metal kutuyu göğüs kafesimden içeri, kalbimin yerine monta etti. Bir araba parçası nasıl değiştiriliyorsa, öyle!

“Merhaba, yeni Alman icadı kalbim. Artık bir faşist olabilirim değil mi doktor bey?”

SS subayları çalışan yeni kalbimi görünce alkış tuttular. Evet böylesi bir operasyondan sonra bu tebriki hak ediyor doğrusu. “Bende alkışlamak isterdim doktor bey ama biliyorsunuz işte eylemsizlik… “

Doktor alkışların bitmesinden sonra piposunu yakarak konuşmaya başladı.

“Bu Alman biliminin çığır açan operasyonundaki ilk adımıdır beyler. Alman ulusunun yüceliği karşısında her millet şaşkınlıkla boyun eğecek. Ve kaybedilmiş sanılan bir savaşın enkazı altından yepyeni bir bendenle, tekrar topraklarımız üzerinde yüce milletimizin ve önderimiz Hitlerin adaleti sürecektir. Bu, yeni icat ettiğim yapay kalplerle milletimiz artık daha uzun ömürlü olacaktır. Daha öncede dediğim gibi bu bir başlangıç! Öyleyse asıl önemli olana gelelim. Neden bizim çocuklarımız cephede savaşıp hayatlarını sonlandırsınlar. (hemşirelere bir el hareketi yapıyor ve tekerlekli bir masanın üzerinde bir kutu getiriyorlar.) Bu görmüş olduğunuz mucizevi icat yapay bir beyindir. Ve istediğimiz bilgileri, inançları yükleyip, istediğimiz bir insanınkiyle yer değiştirerek onu kontrol altında tutabiliriz. Yani demek istediğim, itaatkar, ölmeye hazır, askerler yaratabiliriz.”

Birkaç saniye sessizlik. …

“HEİL HİTLER! ”

Ajan olarak ölmeyi yeğlerdim…

Semih Yıldız

21 Aralık 2010 Salı

Yıkın

Varlığın, varolmuşluğun kökü kurusun ve çok yaşasın.
beden, vücut, seks, haz, orgazm.
alçaklığı ve yüceliğiyle.
iğrenç ruhlar.iğrenç kafalar.tadımlık amlar.
bir ömürlük hayat.
hep geç kalındı ve kalacakta.
yıkıldık.
yıkın.
yıkım.

Wide

Wide actions




Wide'dan 3 adet nefis düş meyvesi...

12 Aralık 2010 Pazar

Kronik Doyumsuz Koloni Teşkilatı

Bütün ümidini ritalin gibi ağır druglara bağlamış bir gençlik salya akıtıyorsa tarih kağıtlarına ve her daim biraz daha isteniyorsa kanla barut ve tüm inançların ilk harfinin gölgesinde kan öbeği varsa ve siz bunun farkındaysanız, bilin ki tarih içinde çığlık atan karanlıktansınız.

Robotik aşkların içinde sürekli olarak tinselini kaybetmiş mahlukatlar cehenneminde ya da onlar hala buna dünya diye dursunlar kazanacağınız tek şey ağzınızdan çıkan lafa karşı tarafın inanmasıdır. Her şeyin bir üst mekanizmaya bakarak adım atıldığı ve hala para babalarının ormanları yıktıkları ve insandan korkup kendini betonla kapladıkları ahırlarda izledikleri programların adı yeşil ekran ve çarksız hayatların ambiyansıysa. Bilin ki tarih rögar kapağı açık unutulmuş umumi bir hela. Kara trenlere yazılan ağıtlar artık rakı sofralarına meze olarak dinleniyor ve iğreti gelen bacak arası videoları etik olarak kınanıp öznelinde düşsel bir orgazm aracı olmuşsa ve 1918'de ırmak olan düşmanlık Antep'teki İsa mozaiği gibi porsuyorsa, marjinalık uğruna sarınılan kıyafetler bile saklayamaz o ergenlik sivilcesini.

Şehirlerde moda olan Poi’nin 30 yıldır doğuda çocukların kobay olduğu bir dans olarak yapıldığını bilmeden her küfür ettiğiniz Kürt bir gün hala bir umut var dediğinizde yanınızda olacaksa ve mahşer günü diye kandırılıp kıldığınız namazların aslında boşa gittiğini anlayacağınız zaman asılacak adam olan Aziz Nesin çoktan yok olacak. Özgürlükçü görüşlerin bile belli bir sınırları olduğu şu güzel ve her daim bir cinnet aradığında hemen önüne rengarenk sunduğu dünyamızda hala yalanların kapladığı gerçekler uğruna aşklar yarım kalmakta.

-Geçmiş olsun hayat
-Geçirenler sağ olsun dünya

Ve tüm seçenekler kifayetsiz artık sosyalist bir şarapçının dizelerinde arta kalan. Her şeyi bu kadar s.kebilecek potansiyelde ''aktif'' ruhlarken neden hala sığınacak bir teokrat güç arıyoruz! Derimizi yalanlarımızla giderek siyahlaştırmışsak eğer Mikail beklemek yerine aramızdan çıkaralım. Kendimizin katili olmaya hazır mıyız?

Bir avuç kan ve bolca toprak için uydurulan barış narasını yıkarak kaos! Bütün istediğimiz ve salgıladığımız bu. Otokontrol denen düzenin içindeki robotik aygıtları dışarı atıp ve migren gibi artık manasız yerlerde tarihin içine sıçan erken boşalma sorununu ortada kaldırmak için kaos.

Her şeyin bir üstü arandığı şu zamanlarda tüm sorular bitmiş gibi hala duygusal anlar amacında tanrıya şükran buyurma yerleri arıyorsak ve tanrının tanrısı yoksa bizim neden inancamızı sorgulamadan sadece mensup olduğumuz koloniler inandığı için onlara saygı ve onları biraz daha köleleştirmek ve onları biraz daha maymun etmek için kabul ediyorsak kimine göre toplumsal kimine göre kölelik normları ve hala biraz olsun siyah kalmadığımızı söylüyorsak o an karanlığın içinde yatan size son siyah kürekten son siyah toprak atılmış demektir.

İntihar bir kaybedişin resmi diyorsa doyumsuz koloniler işte o zaman bir direnişin simgesidir. Sadece egolarının bujilerini tamamen gevşettikleri bir ''yeşil ekran''dan sizi mutlu edecek her şeyi yasaklayan çerçeveler çiziliyorsa tek başınıza olsanız dahi direnişe geçin. Onlara tüm hiddetinizle haykırın. Kaos!

GDO'dan GMO'ya geçişin son evresindeyse cenin ve hala biraz umut var diye elindeyse beyaz bir nesne unutma ki Gebermiş Mutasyon Ordusu (GMO) artık salyalarında şeker yerine kan damlıyordur, çünkü artık sen de o maymun kolonisinde Polyannasındır. İki parça toprak için toprakların 50 yılda verdiği mahsul parasından daha çok kelle fiyatına kefen biçildiğini söylediğinde hala nefes alıyorsun ve egoyu bir migren ağrısı kadar çözülmesi kolay fakat bir o kadar sinsi görüyorsan düşmanını tanrı değil de onu yaratan hayal güçleri olarak benimsiyorsan. Kaos yolundasın.

Burak Tunçlar

Edok action



sokak, hafıza, aşındırma denemeleri...
action by Edok

Duygusal Provakasyon- 15Aralık/Barista Performans


15 Aralık, Çarşamba, 22:00
BARİSTA LIVE
İstiklal Caddesi İmam Adnan Sokak No:8 Kat:2 Beyoglu, Turkey

El bombalı okul çocuklarının, kozmosta kaybolmuş astronotların, medyum mezarlarının, lekesiz gebeliklerin kara şafağındayız.

1 konser mi? -Hayır
1 performans mı? -Hayır
1 İşitsel - görsel şölen mi? -Hayır;
...Sadece ilkel benliğimize, çıplak bir yolculuk! Sonsuz acılarımızı, sonsuz öfkelerimizi, sonsuz umutsuzluklarımızı haykırmak için bir sahne; sadece.
Ayarsız, kuralsız ve leş.
Gerisi, gece ve terör...

Duygusal Provokasyon
anlatıcı / rafet arslan
elektronik sesler,gitar / bora şimşek
elektronik sesler, bas gitar / can tan
davullar, ziller / sedat türkantoz
elektronikler / christoph höfferl
video / alper ince

http://www.myspace.com/provokasyonduygusal

ve provokasyon devam ediyor ....