15 Ocak 2011 Cumartesi

Yıkım ; yeni varoluştan önce ruhsal imha




Şehvet çağında "uyanık" görünmek! // Borges Defteri

Toplumun değişik ama etkin, dinamik katmanları ve Zihinselliğin kontrol altında tutulduğu, tutulmaya çalışıldığı odaları:
1-"sanatçılar".. 2-"üniversite öğretim üyeleri".. 3-"gazeteciler, köşe yazarları"..4-"üniversite öğrencileri"..vs.. "gündemsiz" bir siz ve "bir gün" onların nezdinde bir hiç sayılmanıza vesiledir!..psikoteknik laboratuarın eminyet supabları saat gibi çalışıyor..Sonuç? -HİÇ! ve kadim alışkanlık: iç çekmek! Estetik açıdan "şehvetli" bir çağ ve herkesin görünürde uyanmış (mış) gibi davranması..
Aslında her şey yüzeyde olup bitiyor, derinlik sarhoşuluğu da "işlerine" yaramaz.
Şimdi haykırın: hani bir "sen" vardı senden "içeri"; sonra anımsa Oedipus kompleksi ve "devlet" aygıtı kavramını, Spinoza'yı o yalnız münzeviyi de hatırla:"devlet, bir civitastır" dediğini..
Gözlem yapmanız ve özgür kalmanız isteniyor, dışınızdaki "aygıtlar" ve içinizdeki estetik katkı maddesi bundan sorumludur.
Bu disiplin devam ettiği sürece toplum mühendisliği anlam kazanacak. Biricik hakimiyet olacaktır ve herkes ona boyun eğecek, işte bu tür politik bir bedene hangi ismi isterseniz onu siz yapıştırın, o zaten kendi kendine "demokrasi" diyor, yeter ki "itaat" problemine denklem aramayın.
Mermanvari bir diyalektik bakış, aklın hükmünden kuşkuya kapılan soru sormayı ertelemeyen bir "divane sufi" bakışı da uç noktada durmakla eşdeğerdir, siperlerden siper seçmeniz gerekiyor(muş)....
ya irade? "özgür" türevinden?
irade düşüncenin sadece bir modusu olduğu içindir ki nedensiz olmaz, olmamalı hiç bir natura, naturans...
şimdi defterin profil resmindeki bir ibare belki daha da anlaşılır olur:"memoris of destruction", ya da eskiyi, köhnemişi sök(de-construction) onun parçalarıyla yeni yollar keşf et(mek).
bize düşen mesle ya da hepimize düşen elmaya geldik...
"homo cogitat"-(insan düşünür).


"Senin kafiyende aslında
kendimi arıyorum
yeni bir kafiye bulamasam da seninkini
böylece önce manayı sonra da
kendimi bulurum.
Aslında hiç bir ses iki defa titreşmez."-Goethe

Borges Defteri

11 Ocak 2011 Salı

Duygusal Provakasyon İzmir Çıkartması



İzmir performansı için Hayalbaz:
http://www.hayalbaz.com/duygusal-provakasyon/

Futuristika mülakatı için:
http://www.futuristika.org/kultura/musiki/avangard-yolun-bilinmez-menzili/

Yıkım öncesi, belli başlı event'ler...

toplum düşmanı:
http://www.toplumdusmani-action.blogspot.com/

bu 1 situasyonist sergi değildir:
http://kentebalyoz.blogspot.com/

piç hikaye:
http://surrealisteylemturkiye.blogspot.com/2009/10/aktif-kollektif-pic-hikaye.html

müstehcen:
http://mustehcen.blogspot.com/

nükleere karşı sanat:
http://www.hayalbaz.com/tag/nukleere-karsi-sanat/

tutku suçluları:
http://www.hayalbaz.com/ekinlikler/tutku-suclari-izmir-set/

tahrik raporu:
http://tahrikraporu.blogspot.com/

müdahale:
http://www.hayalbaz.com/ekinlikler/kaos-duvari/

YIKIM/Destruction 2011

Destruction 2011
Concept

There are those who believe that the calendars have come to an end. There are those who believe the planets are going to collide with each other. There are those believing the return of Jesus to life, there are those who say that art has come to its end and the rhythm has stopped, those who believe magnetic anxiety and the end of the century.

Taking our inspiration from the shadows of beliefs and ideologies by opening a black hole in the mirror we are holding with current, acute and surrealist practices, we want to stop the time, at least for a while, and we want you to contribute to this artistic destruction before the coming of the real destruction.

There is no need to believe an empty optimism. We are the guests of a planet that has maximum 100 years of life.

We are taking the concept of destruction into consideration in a broader range of understanding from the individual destruction to ecological, from the destruction of flesh to the destruction of time, from the spatial destruction to spiritual. It is our need to combine the enthusiasm of the utopia and the anxiety of the dystopia in a poetical perspective and to make a passenger list of the new boat of Noah.

The Plan of the Event

Destruction 2011, is going to be an independent event of art which we have discussed and organised its concept for about five months as a group. It is not going to be just an exhibition restricted in a closed space but we will also organize many other acts feeding each other: a discussion platform, performances on the street, blogs, a journal… An exhibition will be held in May 2011 as the peak of these events.

Rafet Arslan-Alper İnce

http://surrealisteylemturkiye.blogspot.com/



YIKIM 2011
Kavram

Takvimin bir sonu geldiğine inanlar var, gezegenlerin çarpışacağına inanlar var, kıyametin geldiğine inanlar, İsa’nın dirileceğine inananlar, sanatın sonu geldiğine inananlar, ritmin durduğuna, manyetik tedirginliğe ve yüzyılın sonuna...

Biz tüm inançların, ideolojilerin gölgelerinden alacağımız ilhamla güncel, şiddetli ve gerçeküstü pratiklerle bir an bile olsa zamanı durdurup, tuttuğumuz aynadan bir kara delik açıp, gerçek yıkım gelmeden sanatsal bir yıkıma katılımınızı bekliyoruz.

İçi boş bir iyimserliğe lüzum yok, en fazla 100 yılı kalmış bir gezegenin misafirleriyiz. İnsan ırkının üstün olmadığına inanıyoruz. Yıkımın ardından Nuh’un gemisine canlıların girişi için yeni bir liste yapılması gerektiğine inanıyoruz. Şu anki yarattığı uygarlıkla, insan ırkının bordaya kabul edilip edilmeyeceği tartışılmalıdır.

Kişisel yıkımdan ekolojik yıkıma, etsel yıkımdan zamansal yıkıma, mekansal yıkımdan ruhsal yıkıma taşan geniş bir çizgide kavramı ele alıyoruz. Konunun metafizik, mitolojik ve politik okumalarını gündeme alan; ütopyanın hevesini, distopyanın tedirginliğini, yeni ve şiirsel bir bakış açısında birleştirmek ve yeni Nuh'un gemisinin listesini oluşturmak için.


Etkinlik Planı

Yıkım-2011 etkinliği, S.E.T grubu içinde 4-5 aydır tartışılıp, harekete geçme kararı aldığımız, bağımsız bir sanat eylemidir. Etkinliğe Uluslararası Sürrealist gruplar, ülkeden ve yurt dışından sanatçılar davet edilmektedir. Sadece kapalı salonda tek sergi değil, bir birini besleyen birçok etkinlik düşünüyoruz: bir tartışma platformu, sokak, blog, forum, dergi...

Etkinliğin tepe noktası ise Mayıs 2011 da İstanbul da yapılacak ‘majör’ bir sergi olacaktır.

Rafet Arslan-Alper İnce

http://surrealisteylemturkiye.blogspot.com/

street

Wide&BOYA

2 Ocak 2011 Pazar

sergi: Düş İmge Düş/Ceren Fındık



Arkadaşımız Ceren Fındık'ın DÜŞ İMGE DÜŞ başlıklı kişisel sergisi, 6 Ocak günü, Galeri Artist/Cukurcuma da açılıyor.

“DÜŞ İMGE DÜŞ”e dair;
Çocukluk hep ertelenmiş bahar. Ranza altlarına itilen ve beklenmedik anda geri dönen düşler. Luna parkların ve çocuk bahçelerinin gizlediği karabasanların döngüsel travmaları. Korsan bıçaklı şarkılar, heyyula masalları ve sandıklar dolusu rüya avluları. Çizgisel düşler sonuçta bunların hepsi, bir kalbin hücre çizgilerinin kağıda işlenmiş iksirleri. Küçük karabasanların arasından kısa gezintiler için dışarı açılan kapılardan kısa süreliğine fırlayan, gizil erotizmin soluğuyla oyun bahçesindeki arkadaşlıkların narin ve dişil müziği. Akrebin kuyruğundaki zehri keskinleştiren, ters bir dünyaya düşüp göbek bağını kendi koparıp vantuzları ile dünyaya yapışmış solgun ve şeffaf bir denizanasının aksak çizgileri. Renk ile yapılan yaban danslar, kaotik gökkuşakları yaratma denemeleri. Bizi boğan, bizi tıkayan, gözlerimizi-ellerimizi bağlayan gerçekliğe dişil bir güçle karşı çıkan bir kalemin otomatik seyrül seferi.

Rafet Arslan - Yaprak Gözeker

Düş İmge Düş/Ceren Fındık
Sergi açılış tarihi: 06 Ocak Perşembe, saat:18.00-20.00 arası
Sergi süresi: 06-19 Ocak 2011
Galeri Artist Çukurcuma Adres: Ağa Külhanı Sok. 10/A Çukurcuma
Beyoğlu İstanbul
Tel: +90 212.2519163
http://www.artistcukurcuma.com

S.ET/Şebeke "ön yıkım" performans gecesiyle - S.E.T/Sebeke Pre-Destruction Performance Night”


23 ocak pazar S.ET. /Şebeke "ön yıkım" performans gecesiyle Gram'dayız.

Bu vesileyle hem Şebeke ekibinin kollektif enerjisi-neşesi açığa çıkarılacak, hem de Yıkım/Destruction 2011 etkinlik zincirinin ilk işaret fişeklerinden biri yakılacaktır.

Şebeke ‘ring’ dj set, video gösterimleri, kolektif üretimler ve sürpriz performanslar…

Sadece geceyi değil tüm günü işgal eden, kolektif yazılıp-çizilecek-boyanacak-kolajlanacak şenlikli bir sanat-eylemi.

ABSTRACK:
One of the starts of the festive project of action, Destruction 2011 will be held on Sunday, January 23 at Gram Kadıköy. “S.E.T/Sebeke Pre-Destruction Performance Night” with surprise activities…

28 Aralık 2010 Salı

22 Aralık 2010 Çarşamba

Talihsizlik Bir IRK’ tır

Günlerdir yoldayız. Günlerdir. St.Petersburg’dan iki askerle beraber Moskova’ya geçiyoruz. Ellerinde iki uzun namlulu tüfek. İsimlerini bilmiyorum, beklide duymuş olabilirim ama konuştuklarını hatırlamıyorum. Aslında bu soğukta yavaş yavaş kanımın damarlarımda donduğunu hissettiğim için kendi adımı bile hatırlamak konusunda güçlük çekiyorum. Unutamayacağım şeyler var elbet. İçeriye nasıl düştüğüm konusu mesela. Sovyetler birliği beni Hitler’in ajanı sanıyor. İyi bir Almancam var ve dili iyi bir Alman aksanıyla konuşuyorum. Ajanlığı, bir Alman olsaydım düşünürdüm aslında ama bir Rus olduğum için bütün bunlar şuan donmakta olan kanıma dokunuyor. Gittiğim bir Moskova köyünde beni, telefon görüşmeleri sırasında; savaş hakkında bilgi almak için birkaç arkadaşımla Almanca konuşurken görüp ihbar ettiklerini düşünüyorum. Kim bu arkadaşlar, sadece gazeteciler. İnanın benim kadar masumlar. Gazeteci ve yazarım, tarafsızım, bu normaldir. Hem buna sebebiyet veren şeyi yani eğitimimi onlar sağlamadılar mı? Aynı zamanda İngilizce, Fransızca ve İspanyolca da konuşabilirim ama onlar bunu dikkate almadılar. Beni neden Moskova’ya götürdüklerini aslında az buçuk tahmin ediyorum. Sorgu, işkence, yıldırma ve savaş sona erdi. Geriye son bir iş kaldı; idam!. Tanrıya olan inancımı hiç kaybetmedim. İşkence görürken sanırım tek sığındığım şey göğüs kafesimde taşıdığım inançtı. Tam altı yıldır hapishanedeydim, 1940’da girdim.

Yoldayız, günlerdir yoldayız. Tek kelime bile konuşmuyoruz. Günde on saatten fazla kar üzerinde yürüyoruz. Hayatta kalmamız mucize. Aslında neden bir trenle gitmediğimizi sormak istedim ama bunu onlar zaten düşünmüş olmalılardı. Beni ölüme götürürlerken neden ellerinden kurtulmak için kaçmayı denemiyorum ki? Neden hiç konuşmuyorlar? Beni Hitler’in ajanı sandılar, beni ajan sandılar, bir faşist, Alman yanlısı Hitler ajanı! Bu kulağa delice geliyor. Ama artık sorgulamama gerek yok. Tanrıya inanıyorum. Evet, altı yıldır yanımdaydı. 1940 girdim-1946 da çıktım. Savaş sona erdi. Beni idam için Moskova’ya götürüyorlar…

*

Yürüyoruz, günlerdir yoldayız. Sekiz saat oldu artık dermanım kalmadı.
“Hey, şimdi…şimdi düşüp gebereceğim. Lütfen biraz dinlenebilir miyiz, komutanlarınız beni ipte sallanırken görmek isterler eminim, bunun için bir merasim bile hazırlamışlardır ha? “ Birbirlerine baktılar ve bu isteğimi onayladılar. Bunlar dillerini yutmuş olmalılar. Günlerdir beraberiz ama ağızlarından tek kelime duymadım. Bazen dinlenmek için durduğumda silahın dipçiği ile vurup itekliyorlar. Acaba asker olmasalardı ne iş yaparlardı. Siyasetçi, politikacı, yazar, tezgahtar. Hayır, hayır onlar için bu iş biçilmiş kaftan. Biraz konuşsalardı hani iteklerken küfür etselerdi en azından kulaklarım insan sesine kavuşacaktı. Altı yıldır kimseyle konuşmamak kolay mı? Eminim yerimde kim olsa delirmemek için kendine mukayyet olmakta zorlanırdı. Sessiz sedasız altı yıl, 40’da girdim, şimdi Moskova’ya gidiyorum, idama, beni Hitler ajanı olmakla suçladılar. Hala inançlıyım!

Yatıyor olmamızdan hiç bu kadar zevk almamıştım. Hayatımda her şey orantısız buna emin olabilirsiniz. On yıla yakın yattım ve düşünmek için çok zamanım oldu ama şimdi günlerdir yürüyoruz. Yürüyoruz. Yürüyoruz. Yürüyoruz.Yıllarca sürecekmiş gibi. O sırada yürüdüğümüz güzergâhın tam batısından birileri gözüktü. Kim olduklarını tamamen seçmemiz on ya da on-beş dakikamızı aldı. Yaşlı bir kadın, bir asker ve birde Sibirya kurdu. Bizim kadar yürüdüklerinden eminim ama yaşlı kadın nasıl oluyor da buna kanatlanıyor inanmakta zorlandım. Kadında bir tutsak. Hepimiz bir ağacın altına sığındık. Gece hayli geç olmalı, saatler hakkındaki durumumu tahmin etmiş olmalısınız. Zaman kavramı sabit bir süreç gibi. Ne uzun ne kısa. Sibirya kurdu, kadının tam başucuna oturdu. Böyle sabaha kadar bekleyeceği aşikar. Nasıl böyle itaatkâr olabiliyorlar, yani beni götüren askerlerden biri nöbet tutarken düşünüyorum da, bunca yoldan sonra hala görevini yerine getiriyor. Adamlar yorulmak nedir bilmiyor. Ben yorgunluk yüzünden hayıflanmasam onların dinlenmek akıllarının ucundan geçmeyecek. Beklide tek seferde hiç durmadan dünyayı dolaşabilirler. Bunca yoldan sonra sanki dünyanın etrafından iki tur atmış gibi hissediyorum. İşin en güzel yanı yol boyunca ufka bakıyor olmak. Altı yıldır içerdeyim ve tek gördüğüm duvar…. 46 da çıktım.. İdama gidiyorum. Moskova’ya. St.Petersburg’dan. Sessizler. Konuşmuyorlar. Yazardım. Ajanlıkla suçladılar.

*

Ne olduğunu tam hatırlamıyorum ufka bakmış, yavaş yavaş yorgunluk göz kapaklarımın direncini azaltırken güzel bir şarkı duydum. Nerden geldiği umurumda da değildi hani.

Çok derin uyumuş olmalıyım ki askerlerin öldüğünü bile fark edememişim. Kadın başımda dikilmiş öylece bana bakıyordu. Uyanmamı bekliyor olması ihtimal yada beni de öldürmek için hazırlanıyordu. Ve birden o sert Almancasıyla ;“hadi kalk acele etmemiz gerek” dedi. Bu sabah için bunca şey fazla değil mi? Yani onca sıradan günden sonra hayatın hiçte yavaş olmadığını unutmaya başlamışım.” Hey! askerlere ne oldu? Köpek nerde?” Kadının benimle uğraşmanın bir zaman kaybı olacağını düşündüğü, koşarak kaçmasından anlaşılıyor ama nasıl olurda bu yaşta bu kadar çevik olabiliyor. Yirmi yaşındaki bir delikanlıyla yarışabilecek seviyede.
Geride kaldım, yattığım yerde. Artık kendi, yolumu çizmeliyim. İlk işim Amerika’ya kaçmak olacak. Hem böylesi karım ve çocuklarım için en iyisi. İyi bir komünist değilim zaten. İnançlarım var. Çocuklarımın Tanrının varlığından haberdar olmalarını istiyorum. Hem orda kendi yayınevimi bile kurabilirim.

Biraz daha uyumamın kimseye zararı dokunmaz herhalde. Hem kimseciklerde yok.

Ağacın dibinde yığılmış, uykuya yavaşça dalarken bir tank sesi duydum. Kaçmaya başlamak, yapılabilecek en iyi işti ve koştum, koştum, koştum… ama nafile, gelenler Alman tanklarıydı. Savaş bitmemiş miydi? Onların burada ne işi var? Ben içerdeyken ne oldu böyle? Yoksa bana verilen bilgilerin hepsi yanlış mıydı? Her şey bir yana artık Almanların ellerinde bir Rus tutsağıydım!


*

Ne olduğu konusunda tek bir fikrim bile yok. Kavrayabildiğim, SS-subaylarının başımda dolanması. Bazılarında beyaz önlükler var. Duvarı kaplayan gama haçlarıyla alman bayrakları ve Hitler fotoğrafı. SS subaylarının arasında bir adam var ki onun Hitler olma gerçeği beni korkutuyor. Onun ölmüş olması gerekmiyor mu? Hayır, hayır. Bunana inanamam.

Bir sedyedeyim. Lütfen bir Rus ajanı olduğumu sanmasınlar. Vücuduma hükmetmekte zorlanıyorum. Felç mi oldum? Bu korkutucu. Hayır, hayır uyuşturucu vermiş olmalılar. Doktorlardan biri yavaşça bana doğru eğilip, gözlerime ışık tutarak, bilincimin yerinde olup olmadığına emin olmak için, büyük bir ciddiyetle baktı. “Bilincim yerinde ama bilincin, bedenimi eyleme geçirecek gücü yok doktor bey.”

Sonra göğüs kafesimden içeri neşterler, şırıngalar, hortumlar, pamuklu makaslar sokup çıkarmaya başladılar. “Ne yani şuan ameliyatta mıyız?” SS subaylarının ilgisi tamamen şuan olan şeylere kitlenmiş vaziyette. Göğüs kafesimden kalbimi çıkardıklarını gördüğümde, buz parçalarından firar eden damlaların, soğuk soğuk başımdan aktığını hissediyorum.
SS subayları pür dikkat. Fısıltılar. Ve küçük bir dinamoya benzeyen metal yığınını getiriyorlar. Doktor yavaşça eğilip; “Yeni kalbine ‘Merhaba’ de bakalım” diyerek fısıldıyor.
O metal kutuyu göğüs kafesimden içeri, kalbimin yerine monta etti. Bir araba parçası nasıl değiştiriliyorsa, öyle!

“Merhaba, yeni Alman icadı kalbim. Artık bir faşist olabilirim değil mi doktor bey?”

SS subayları çalışan yeni kalbimi görünce alkış tuttular. Evet böylesi bir operasyondan sonra bu tebriki hak ediyor doğrusu. “Bende alkışlamak isterdim doktor bey ama biliyorsunuz işte eylemsizlik… “

Doktor alkışların bitmesinden sonra piposunu yakarak konuşmaya başladı.

“Bu Alman biliminin çığır açan operasyonundaki ilk adımıdır beyler. Alman ulusunun yüceliği karşısında her millet şaşkınlıkla boyun eğecek. Ve kaybedilmiş sanılan bir savaşın enkazı altından yepyeni bir bendenle, tekrar topraklarımız üzerinde yüce milletimizin ve önderimiz Hitlerin adaleti sürecektir. Bu, yeni icat ettiğim yapay kalplerle milletimiz artık daha uzun ömürlü olacaktır. Daha öncede dediğim gibi bu bir başlangıç! Öyleyse asıl önemli olana gelelim. Neden bizim çocuklarımız cephede savaşıp hayatlarını sonlandırsınlar. (hemşirelere bir el hareketi yapıyor ve tekerlekli bir masanın üzerinde bir kutu getiriyorlar.) Bu görmüş olduğunuz mucizevi icat yapay bir beyindir. Ve istediğimiz bilgileri, inançları yükleyip, istediğimiz bir insanınkiyle yer değiştirerek onu kontrol altında tutabiliriz. Yani demek istediğim, itaatkar, ölmeye hazır, askerler yaratabiliriz.”

Birkaç saniye sessizlik. …

“HEİL HİTLER! ”

Ajan olarak ölmeyi yeğlerdim…

Semih Yıldız

21 Aralık 2010 Salı

Yıkın

Varlığın, varolmuşluğun kökü kurusun ve çok yaşasın.
beden, vücut, seks, haz, orgazm.
alçaklığı ve yüceliğiyle.
iğrenç ruhlar.iğrenç kafalar.tadımlık amlar.
bir ömürlük hayat.
hep geç kalındı ve kalacakta.
yıkıldık.
yıkın.
yıkım.

Wide